[ Odevi.Org ]

  • 
  • 
  • 


47
Okunma
233
Cevap
4
Soru :

Varlık var mıdır yok mudur?

Bölüm: Felsefe
Durum: Çözüldü
Tarih: 4 ay önce
3 kişi takip ediyor

Cevap Ver

Verilmiş Cevaplar


En İyi Cevap
30



4 ay önce # Cevap : Kısaca: Yok olsaydı böyle bir soru soramazdın. Varlık vardır ama bu varlık ne türden bir varlıktır sorusuna filozofların yaklaşımları farklıdır. Filozofların anlayışlarını şu gruplar altında toplayabiliriz.
Varlığı "oluş" olarak kabul edenler.
Varlığı "idea" olarak kabul edenler.
Varlığı "madde" olarak kabul edenler.
Varlığı hem "madde" hem "idea" olarak kabul edenler.
Varlığı "fenomen" olarak kabul edenler.

2 kişi beğendi
31



4 ay önce # Cevap : VARLIK FELSEFESİ
Günlük yaşamda algılarımızla kavradığımız nesnelerin var olduğunu önceden kabul ederiz. Şu masa vardır, şu kalem vardır, üzerine yazı yazdığım kâğıt vardır. Bütün bu tek tek nesneler birbirinden bağımsız olarak vardırlar. Ama onların ortak yanları var olmalıdır. Buradan var olmak ya da varlık nedir? sorusu doğar. Varlığın ne olduğunu soran ve bu soruya cevap vermeye çalışan felsefe alanı varlık felsefesi'dir.

BİLİME GÖRE VARLIK
Bilim, nesneler dünyasını araştırır. Bu nesneler, günlük algılarımızın yöneldiği objelerden, matematik ve mantığın ideal obje dünyalarına kadar uzanan geniş bir yelpazeyi gösterir. Bu yelpaze içinde bilim, belli bir varlık alanını araştırma konusu olarak alır. Örneğin, Fizik maddi varlığı, biyoloji canlı varlığı, matematik ve mantık da ideal varlığı araştırırlar. Bütün bu nesnelerin varlığı, bilim için apaçıktır ve bu nedenle bilim onların varlığını sorgulamaz.

FELSEFİ AÇIDAN VARLIK

Varlık sorusunu soran ve varlığı açıklamak isteyen felsefeye metafizik ya da ontoloji adı verilir. Örneğin; görme ve dokunma duyusuyla algıladığım, elimdeki kalem empirik bir gerçekliğe sahiptir. Ancak duyularımla algıladığım bu kalem gibi, yine duyularımla algıladığım sayısız kalemler vardır. Bunların her biri tek tek kalemdir ama, kalemin kendisi değildir. Her bireysel kalem, bir kalem özünü (mahiyet, essentia) içerir ve bu kalem özü ile bir kalem olur. O halde bir nesneyi, bir cismi bir kalem yapan bu kalem özü nedir? 
Bu soruya empirik olarak cevap veremem, çünkü kalem özünü duyularımla algılayamam, onu ancak düşünebilirim. Çünkü kalemin özü düşünsel bir varlıktır ve ancak düşünme ile kavranabilir. Bu tanıma göre, metafizik, duyusal olarak algıladığımız "görünüşler" in üstünde bulunan, özleri, kendi başına var olan varlığı, hakiki varlığı ve gerçekliği araştırır.

a) Metafizik - Ontoloji 
Metafiziğin konusunu Aristoteles "varlığın ilk nedenleri" yani varlığın temel ilkeleri olarak belirlemişti. Aristoteles'ten beri metafiziğin bu tanımı geçerliliğini sürdürmüştür. 
Aristoteles tarafından kurulan metafizik, buradan bütün ilkçağa, sonra Batı ve Doğu ortaçağından geçerek 17. Yüzyıla gelir ve büyük metafizik sistemleri meydana getirir. 
Klasik metafiziğin üç ana konusu vardır; Tanrı ve Tanrı'nın varlığının kanıtlanması, Evrenin varlığı, Ruh ve ruhun ölümsüzlüğü bir de bunlara özgürlük sorunu eklenir. Varlık sorununu araştıran metafiziğe eş anlamlı değil ama aynı alanı ifade eden, varlık bilim anlamına gelen ontoloji katılır. Varlık sorunlarını araştıran metafiziğe ontoloji adı verilir ve ontoloji, metafiziğin varlığı araştıran bir kolu olarak anlaşılır. 
Ontoloji kavramını felsefede ilk kullanan Cr. Wollf'tur. Wollf'un ontoloji deyince anlattığı şey Tanrı'nın, ruhun ve dünyanın varlığını ispat etmek isteyen ispatçı bir metafizikti. 
18. yy. gelindiğinde Kant'ın metafiziği çok sert eleştirdiğini görüyoruz. Kant kendinden önceki metafizikleri dogmatik ve spekulatif (kurmaca) bulmuş, bunların yerine eleştirel bir metafizik ileri sürmüştür. 
Kant'tan sonra metafiziğe olumsuz anlam yüklenmiş, ancak Fr. Hegel'in tinsel varlık felsefesi, A. Schopenhauer'un irade felsefesi ile metafizik tekrar, felsefe alanında Kant ile yitirdiği yeri alır. 
Metafizik çağımızda da varlığını sürdürür. Örneğin;Fenomenoloji,yeni ontoloji ve existen-tsializm (varoluşçu felsefe) bunlar arasında en belli başlıcalarıdır.

b) Metafiziğin Varlıkla İlgili Temel Soruları 
Metafizik varlığı değişik açılardan sorgular. Varlık var mıdır? Varlığın kökeni nedir? Varlık değişken midir? Varlığın ana maddesi nedir? Varlık bir midir çok mudur? Evrende düzen var mıdır? Evrende özgürlük var mıdır? Evren sonlu mu sonsuz mu? Evrende amaçlılık var mıdır?
Eski Yunan filozoflarının ilk soruları varlığı oluşturan ana maddenin (arkhe) ne olduğudur. Örneğin, Thales evrenin ilk maddesinin (arkhenin) su olduğunu, Anaxsimandros sınırsızlık ve sonsuzluk anlamına gelen apeiron, Anaximenes sıcak nefes, Herakleitos hava, Parmenides "bir olan" varlık, Pythagoras sayı, Empedokles ateş, hava, su ve toprak, Anaksagoras spermata'lar (tohumlar) ve Demokritos atomlar olduğunu savunmuşlardır. 
Metafiziğin temel sorularından biri de "varlık bir midir çok mudur?" sorusudur. Varlığın bir olduğunu savunanlara göre, varlık zihni ve mantıkidir ve bu nedenle varlık birdir. 
Bir başka metafizik soruda "evrende özgürlük var mıdır?" Doğa bilimlerine göre doğada nedenselliğe dayanan bir determinizm (belirleyicilik) vardır. İnsan da buna tâbîdir. Felsefede determinizmi kabul eder ama, insanı akıl sahibi bir varlık gördüğü için determinizmin dışında tutar ve özgür olduğunu savunur. 
Yine bir başka metafizik temel soru "evrende bir erekliliğin (gaye) olup olmadığı" sorusudur. Evrende ereklilik olmadığını söyleyen mekanizm ve evrende erekliliğin olduğunu savunan ereklilik anlayışları karşılık verir. 
Mekanizm, temelde metaryalizme dayanır. Bu anlayışa göre evrendeki olaylar sert bir nedensellikle meydana gelirler, evrende özgürlük değil, kesin bir zorunluluk ve determinizm egemendir. 
Erekçi (teolojik) görüş, evrende meydana gelen olayların belli bir ereğe (telos) göre meydana geldiğini savunur. Aristoteles, varlığın ilk nedenlerinden birini erekte bulur. Ona, göre her bir nesnenin içinde, onun özünü oluşturan bir erek vardır.

B) ONTOLOJİ AÇISINDAN VARLIK
Varlığın Var Olup Olmadığı Problemi
Varlığın var olup olmadığı ontolojinin temel sorularından biridir. Bu konudaki görüşleri iki grupta toplamak mümkün. Bunlardan birincisi "varlık var mıdır?" Sorusuna yoktur yanıtını veren nihilizm ve taoculuk ikincisi vardır diyen realizm'dir.

a) Nihilizm (Hiççilik) 
Ontolojik, epistemolojik ve sosyolojik yöntemi olan bir öğretidir. Ontolojik olarak nihilizm hiçbir varlığın, gerçekliğinin var olmadığı ilkesinden hareket eder ve varolan olarak kabul edilen her şeyi reddeder. Bu anlayışın temsilcisi Gorgias'tır. Ona göre "Hiçbir şey var değildir. Var olsaydı bile bilinemezdi. Bilinse bile başkalarına bildirilemezdi." Bilgi teorisi bakımından nihilizm, tüm bilgisel hakikatleri ve değerleri yadsır. Bu görüşün temsilcisi Fr. Nietzsche'dir. Ona göre, "nihilizm bizim bütün yüksek değerlerimizin sona erdiğini düşünen mantıktır."

b) Taoculuk 
Bu felsefenin kurucusu Lao-tse'dir. Bu felsefeye göre tao, tümel bir'dir, adı, biçimi, maddesi yoktur, görünmez, işitilmez, elle tutulmaz ve belirsizdir. Değişmez ama, bütün değişmelerin nedenidir, her şeyin kaynağı ve ereğidir. Tao buradan anlaşıldığı gibi varlık değil, hiçlik'tir.

c) Realizm (Gerçekçi) 
Ontolojik açıdan, Realizm peşin olarak bilincin dışında bir dış dünyanın var olduğunu kabul eder. Bilgi kuramı açısından realizm bilen süjeden bağımsız olarak var olan bir gerçeklikler dünyasının bulunduğunu ve bu gerçekler dünyasının bilgisine algı ya da düşünme yoluyla erişebileceğimizi benimseyen öğretidir.

Varlığın Ne Olduğu Problemi 
Varlık vardır ama bu varlık ne türden bir varlıktır sorusuna filozofların yaklaşımları farklıdır. Filozofların anlayışlarını şu gruplar altında toplayabiliriz.
Varlığı "oluş" olarak kabul edenler.
Varlığı "idea" olarak kabul edenler.
Varlığı "madde" olarak kabul edenler.
Varlığı hem "madde" hem "idea" olarak kabul edenler.
Varlığı "fenomen" olarak kabul edenler.

a) Varlığı Oluş Olarak Kabul Edenler :
Oluş felsefesinin başında hiç şüphesiz Herakleitos gelir. Ona göre, evren sürekli bir akış, değişim ve oluş halindedir. Bu nedenle "bir kere girdiğin bir ırmağa ikinci kez giremezsin" demiştir. Bu oluş, bu değişme, karşıtlar arasında bir savaş gibi olur. Gün ve gece, yaz ve kış, savaş ve barış. Başka bir deyişle, karşıtların çatışması ve bu çatışma sonucunda ortaya çıkan uzlaşma her şeyin "oluş" temelidir.

E. Mach, nesne ve ben dediğimiz her şeyin sürekli bir oluş, değişim içinde bulunduğunu, değişmez olan tek şeyin değişmedeki sabitliğin olduğunu öne sürer. 
H. Bergson'a göre de, dünya sürekli bir değişim içindedir ve bu değişim ona göre "yaşam-atılımıdır." 
A. N. Whitehead'e (1861-1947) göre de, evrende yalnız oluş vardır ve "oluş" süreci Tanrı'nın yaratma ile sağladığı sonsuz sayıda birimleri, gerçekleri içerir.

b) Varlığı İdea Olarak Kabul Edenler :
Varlık var mıdır? yok mudur? Sorusunu felsefede ilk soran Parmenides olmuştur. Ona göre "var olan vardır, yok olan yoktur." Bu var olan duyusal değil, tersine, düşünsel ve mantıksaldır. 
Platon, iki evrenin olduğu düşüncesinden hareket eder. Biri içinde yaşadığımız, duyularımızla kavradığımız nesneler evreni. Öbürü, düşünsel olan, aklımızla kavradığımız idealar evreni. Duyusal dünya, idealar dünyasının bir kopyası olup varlıktan yoksundur. İdealar dünyası ise, varlığın kendileri, asıl var olanlardır.

Aristoteles, ideanın varlığını kabul eder, ama, ideaları Platon gibi nesneler dünyasının üstünde, kendi başına mutlak dünya olarak anlamaz, nesnelerin içinde, nesnelerin özü (form) olarak anlar. Bir nesneyi nesne yapan onun özüdür, onun ideası ve formudur. Nesneler dünyası, idea ile form kazanmış bir varlık dünyasıdır. 
Farabi, varlık sorununu vacibü'l-vücual (zorunlu varlık) kavramıyla çözmeye çalışmıştır. Onun görüşüne göre yokluktan hiçbir iz taşımayan ve "bir" ve "gerçek" olan ilk varlık Tanrı'dır. Ondan daha önce, daha üstün varlık yoktur. Tanrı, var olmak için başkasına ihtiyaç duymaz. "Madoles" ve "suret"i bulunmaz. Ondaki her şey "bir" olduğundan varlığının tanımı yapılamaz. 
Farabi'ye göre Tanrı'nın dışındaki bütün varlıklar kendi kendilerine var olmayan, var olmak için başkalarına muhtaç olan varlıklardır. Varlıklar içinde Tanrı'ya en yakın olan varlık "akıl" en uzak olan varlık ise "madde"dir. Hegel'de varlığı idea olarak kabul eder. 
Hegel'e göre, varlıktan önce ilkin idea vardı. Buna Hegel tez durumu der. İdeanın gerçeklik kazanmak arzusu kendini dışa vurur. Bu anti-tez durumudur. İdeanın kendisini dışlaştırması ile doğa dünyası meydana gelmiştir. İdea doğa varlığı olmakla gerçeklik kazanmış ama, özgürlüğünü kaybetmiştir. Gerçeklik kazanan, idea özgürlüğüne yeniden kavuşmak için kendine geri döner ve ruhi, tinsel dünyayı meydana getirir. Bu da sentez durumudur.

c) Varlığı Madde Olarak Kabul Edenler :
Varlığı madde olarak kavrayan anlayışa materyalizm denir. Materyalizm, bilinç, ruhi varlık, tinsel varlık da dahil bütün varlığı madde olarak anlar ve maddenin dışında bir varlık olduğunu kabul etmez. Düşünmek, tasavvur etmek v.b. ruhi olaylar da maddenin kuvvet ve hareketleridir. 
İlk materyalist düşünürler sayabileceğimiz Demokritos (MÖ. 460-360) ve Epikuros'a (MÖ. 341-270) göre, varlık, maddi nitelikte küçük elemanlardan meydana gelir. Ve Demokritos bunlara atom adını verir.

Th. Hobbes (1588-1679) cisimler dünyasında meydana gelen bütün olayları mekanik olarak, maddi hareketlerle açıklar. Ona göre ruh da maddi niteliktedir ve bütün gerçeklikler maddi olarak düşünülebilir.
La Mettrie (1709-1751) Materyalisttir. 'Makine İnsan" adlı eserinde insanı bir makine olarak düşünür. Ona göre bütün ruhi hayatımız, bedenimizin yapısına bağlıdır. Bedene bağlı olmayan bir ruh düşünülemez. 
L. Feuerbach (1804-1872)'a göre tek bir varlık ve gerçeklik vardır, o da doğa varlığıdır. 
L. Büchner (1824-1899)'e göre de yalnız mad-de vardır, evren madde ve kuvvete dayanır. 
K. Marx (1818-1883) Materyalisttir. Hegel'den hareket eder, fakat Hegel sistemini başaşağı çevirerek kendi felsefesini oluşturur. Hegel'in aksine, Marx'ta idea varlığı meydana getirmez, tersine maddi gerçeklik düşünsel hayatı, ideayı meydana getirir.

d) Varlığı Hem Düşünce (İdea) Hem de Madde Olarak Kabul Edenler :
Böyle bir varlık kavrayışına düalist (ikici) varlık kavrayışı denir. Düalizm varlıkta daima iki prensibin varlığını kabul eder. Bilgi kuramında süje ve obje, ontolojide ruh ve madde. 
Descartes; Metafizik ikilemi en yetkin olarak Descartes'ta buluyoruz. Descartes'a göre, varlıkta iki töz (cevher) vardır. Biri ruh öbürü de maddedir. Ruh, düşünen bir tözdür, madde ise yer kaplayan tözdür. Düşünmek ruhun bir niteliğidir, mekân da yer kaplamak da maddenin bir niteliğidir. Bütün ruhi olaylarımız ruhi töze, bedenimiz ise maddi töze girer. Bunların arasında hiçbir birleşme noktası yoktur.

e) Varlığı Fenomen Olarak Kabul Edenler :
Varlığın ne olduğu sorusuna fenomenoloji, varlık fenomen'dir diye karşılık verir. 
E. Husserl (1859-1938) fenomenolojinin kurucusudur. Husserl, fenomenolojinin felsefi görüşü şöyle ifade eder : "Pozitivizmin en büyük hatası, yalnız duyusal ve bireysel verileri ele almış olmasıdır. 


2 kişi beğendi
0



4 ay önce # Cevap : Var
0 kişi beğendi
4 ay önce varlık maddedir bana göre.
4 ay önce zenginlik
4 ay önce Varsa nedir?
0



4 hafta önce # Cevap :



Varlık Var mıdır?

Varlık felsefesiyle ilgilenen her filozofun cevaplandırması gereken ilk sorulardan biri, varlığın gerçekten var olup olmadığıdır. Eğer varlık varsa, bu var olma durumunun kaynağı nedir? Eğer böyle bir kaynak varsa, bu kaynak bizim tarafımızdan bilinebilir mi? İnsan, varlığın hangi durumlarını bilebilir? İşte bütün bu sorular ve sorgulamalar, varlık felsefesi ile ilgilenen filozofların, üzerinde düşündükleri meselelerdir.

Varlık ve yokluk konusunda birçok ünlü filozofun çeşitli görüşleri mevcuttur: 

Descartes"düşünüyorum, o halde varım" ifadesiyle, bir bakıma varlık felsefesine verdiği önemi de vurgulamıştır. Descartes bu sözünde, zihninde bazı şeylerin mevcut olduğundan ve kendisinin de bu şeyleri düşündüğünden emin olduğunu vurgulamaktadır. Yani Descartes bu sözünde, öznenin varlığını kabul etmiştir. 

Aynı şekilde Berkeley de "var olmak, algılamaktır" ifadesiyle, varlık felsefesinin içine girmiştir. Berkeley'e göre zihnin dışındaki, yani kendimizin dışımızdaki gerçekliği ve farklı zihinleri, yalnızca algılarımız yoluyla bilebiliriz. Böyle bakıldığında, Berkeley'in bir tekbenciolduğu düşünülebilir; fakat Berkeley kendisini kesinlikle tekbenci olarak kabul etmemektedir. Çünkü felsefede tekbenci; sadece bireysel algılarının varlığını kabul eden ve kendi bilincinin dışındaki gerçeklikleri kabul etmeyen kişidir. Berkeley, tekbencilikten kaçmak için tek bir zihinden değil, her birisi kendi tasarımına sahip olan birçok zihinden bahseder. Yani bir zihin algılamayı bıraktığı anda, diğer zihinler algılamaya devam edecektir ve böylelikle varlık sürekli olarak gerçeklenmiş olacaktır. Hatta bütün bu zihinlerin üstünde de tanrının zihni vardır. Yani bütün zihinlerin algılamayı kesmesi halinde, tanrının mutlak algısı, varlığın var olmasını sağlamaya yetecektir.

Antik Yunan düşünürlerinden Thales"hiçten hiçbir şey meydana gelmez" ifadesi ile meydana gelmemiş ve yok olmayacak bir varlığı, her şeyin ilk nedeni saymıştır. Bu madde kendiliğinden canlıdır ve kendiliğinden değişebilir. 

Anaximandros
'un sınırsız ilk maddesi olan "aperion" da yokluğu kabul etmez. 

Herakleitos
 için yokluk, varlığın yeni bir şekle dönüşmesi olarak açıklanır. Herakleitos'ta, evrenin ana maddesi olan ateş, bütün varlıkları değişikliğe uğratır. Bu değişiklik bazen bir varlık içindeki gelişme şeklinde, bazen de başka bir varlığa dönüşme şeklinde ortaya çıkar. Başka varlığa dönüşme durumu yok olma; yeni bir oluşumla meydana gelme durumu da yokluktan var olmadır.

Elealı düşünür Parmenides"yalnız var olan vardır ve ancak bu düşünülebilir; var olmayan yoktur ve düşünülemez de" diyerek ana fikrini ortaya koymuştur. Parmenides, çokluğu ve durmadan değişmeyi bir duyu aldanması olarak nitelendirmiştir. 

Empedokles de bütün varlıkların temeline toprak, su, ateş ve hava unsurlarını koyup varlıkların bu maddelerin değişik şekilde bileşimlerinden meydana geldiğini ve yok olmanın olmadığını ileri sürmüştür.

Demokritos'a göre, var olan yok olmaz; ama varlık dünyasının dışında bir var olmayan uzay boşluğu bulunur.

Platon
'a göre tam yokluk yoktur, göreceli bir yokluk vardır. Bir şeyin başka bir şey olması ve bulunmayışı yokluk olarak nitelendirilir. 

Aristoteles de yokluğun düşünülemeyeceğini savunarak genellikle oluş ve gelişme üzerinde durmuştur.

Derleyen:
 Sosyolog Ömer YILDIRIM
 
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Prof. Dr. Ahmet Arslan - Felsefeye Giriş KitabıProf. Dr. Mustafa Ergün - Felsefeye Giriş - Varlık Felsefesi



0 kişi beğendi

Benzer Sorular



Hareket Dökümü

Online Üyeler

Bugün En Çok Okunanlar

En Popüler Üyeler
En Yeni Üyeler
Ayarlar
Bu bölüm hazırlanıyor..

Birşey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin