[ Odevi.Org ]

  • 
  • 
  • 


5
Okunma
193
Cevap
2
Soru :

Varlığı anlamanın ilke ve yasaları nelerdir

Bölüm: Felsefe
Durum: Çözüldü
Tarih: 5 ay önce
0 kişi takip ediyor

Cevap Ver

Verilmiş Cevaplar


En İyi Cevap
4



5 ay önce # Cevap : tamamda kime göre örneğin nihilistlere göre varlığın yoktur pragmatistlere göre pierce yasası vardır gibi ekteki dosyayı incelersen sana yardımı olacaktır veya sorunu biraz daha aç

Sunum İçeriği

3.ÜNİTE VARLIK FELSEFESİ(ONTOLOJİ)Varlık felsefesinin konusu: Varlık felsefesinin konusu varlıktır. Varlık, var olan her şeydir. Bu anlamda varlık ikiye ayrılır:1.Gerçek varlık: Taş, toprak, insan gibi somut varlıklardır. Bunlar insan bilincinden bağımsızdır.2.İdeal(Düşünsel) varlık: Üç, beş, pi, prizma gibi insan bilincinde olan ve insana bağlı olan varlıklardır. Yani düşünen insan olmasa bu varlıklar da olmaz.Gerçek varlık, gerçekliğini nesnelerden, olaylardan, kişilerden alır. Uzayda yer kaplar, zaman içinde değişir ya da yok olurDüşünsel varlık ise duyularla algılanamayan, uzay ve zaman dışı olan ve gerçekliği(somutluğu) bulunmayan şeylerdir. Bunlarda oluş ve değişme yoktur. Hep aynı kalırlar. Varlık felsefesi her iki türden varlığı da kendisine konu edinir.Varlığın ne olduğunu, özünü veya ana maddesini, ilk nedenlerini, var olup olmadığını araştıran felsefe dalına varlık felsefesi veya ontoloji denir.Ontoloji, ontos(varlık) ve logos(bilim) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş olup, varlık bilimi veya varlık felsefesi anlamlarına gelir. Aristotales felsefeyi “var olanların bilimi” diye tanımlar ve ona “ilk felsefe”(prote philosophia) der.Ontoloji varlık bilimi anlamına gelir ve en genel bilim olduğu kabul edilir. Aristotales, metafizik terimini bu anlamda kullandığından ontoloji ve metafizik uzun süre aynı anlamda kullanılmıştır. Aristotales’ten sonra metafizik Tanrı, ruh gibi konuları ele aldığından “duyularla kavranamayan şeylerin bilgisi” olarak görülmüştür.Ortaçağda metafizik ve ontoloji aynı anlama geliyordu. Çünkü varlıktan Tanrı, ruh ve evren anlaşılıyordu ve metafizik bunları kanıtlamalıydı.Kant “Salt Aklın Eleştirisi” adlı eserinde metafiziğe karşı olumsuz bir tutum takınmıştı. Kant’a göre Tanrı, ruh gibi konular aklın cevaplayabileceği sorular değildi. Pozitivistler bu görüşü devam ettirdiler.Ancak Hegel, Bergson gibi filozoflar metafiziğe karşı olumlu düşündüler. Metafiziği gerçekliğin bütününü, özünü kavrayan bir etkinlik olarak gördüler.Nicolai HARTMAN metafiziği problem metafiziği haline getirdi. Ona göre bilimlerde ve felsefede cevaplanamayan sorular metafiziğin konusu olmalıydı. Hartman, metafiziğin konusunun bilinmeyen sonuna kadar çözülemeyen ve çözülmesi imkansız olan problemlerden oluştuğunu söylemiştir.Metafizik ve ontoloji arasına kesin bir sınır koyulamaz. Ontoloji “Varlık var mıdır?” sorusuyla işe başlar. Metafizik ise varlığı kabul eder ve temel ilkelerini araştırır. Ontolojinin konusu yalnızca var olanlarla ilgilidir. Metafizik ,” var olan” yanında “fizik ötesi” ile de ilgilenir. Bu nedenle metafizik konusu itibariyle ontolojiden daha kapsamlıdır.Metafizik, “Meta ta Physika” (Fizik ötesi-Doğa ötesi) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Tanrı, evren, ruh alanında sorular sorar. (Ruh nedir? ,Ölüm sonrası yaşam var mıdır? ,evrenin başı/sonu var mıdır? ,Evren kendiliğinden mi oluşmuştur? Yoksa bir yaratıcısı var mıdır? ,Evrenin başı/sonu varsa evren olmadan önce ne vardı? ,Yok olunca ne olacak? Vb.)İspatlanması ya da çürütülmesi mümkün olmayan bu soruları akıl ne çözebilmekte, ne de yok sayabilmektedir.22 BİLİME GÖRE VARLIKBilim varlığın var olup olmadığını sormaz. Bilim varlığı varkabul eder.Ayrıca bilim varlığı parçalara bölerek inceler. Yani farklı bilimdalları (astronomi, fizik, kimya, biyoloji gibi ) varlığın kendi alanına giren konularını inceler.Varlığı yöneten ilkeleri, yasaları, kanunları bulmaya çalışır.Bilim doğrudan gizlenemeyen nesneleri de (atom vb.) var kabuleder.Bilime göre varlık insan zihninin dışında, maddi olarak var olanbir şeydir.Bilimin ele aldığı nedensellik ilkesine(determinizm) göreaçıklar. Her olayın bir nedeni vardır.Bilim varlığı araştırırken indirgemeci ve seçicidir. FELSEFEYE GÖRE VARLIKFelsefe genel olarak varlık kavramıyla ilgilenir. Varlığı bütünsel bir bakış açısı ile ele alır. Oysa bilimler varlığı parçalara ayırıyordu (fizik, kimya, biyoloji gibi).Felsefe, “Varlık var mıdır? “ sorusu ile işe başlar. Bilim ise varlığı var kabul ediyordu.Felsefe “Varlık varsa hangi cinstendir?” sorusunu sorar.Felsefe, varlığı akıl yoluyla çözümlemeye çalışır. Bilimler ise akıl yanında gözlem ve deneye de başvuruyordu.Felsefe hem somut hem de düşünsel varlığı konu edinir.Oysa bilimler sadece somut varlığı konu edinir. FELSEFENİN VARLIKLA İLGİLİ TEMEL SORULARIOntolojinin(varlık felsefesi) temel sorusu “Gerçekte bir şey var mıdır?”(Varlık mıdır?) sorusudur. Ancak ilk çağ filozofları bu soruyu sormamıştır. Onlar varlığın var olduğunu kabul etmiş ve varlığın ne olduğunu araştırmışlardır.İlk filozof kabul edilen Tales(625–545) varlığın ana maddesinin (arkhe) su olduğunu söylemiştir. Anaximandros(610–546) varlığın sınırsız ve sonsuz bir maddeden(aperion) meydana geldiğini ve yine ona döndüğünü savunmuştur.Anaximenes(585–525) ‘e göre ana madde havadır. İlk düşünürlere göre varlık kendiliğinden vardır. Varlığın olup olmadığını tartışmak gerekmez. Buna “naiv realizm” (saf gerçekçilik) denir.VARLIĞIN NİCELİĞİ İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERNiceliksel anlamda varlık bir midir?Yoksa birden çok mudur?Bu soruya şöyle cevaplar verilmiştir.1)Monizm(Tekçilik) :Var olan her şey tek bir gerçeklikten oluşmuştur.Örneğin,Thales’e göre her şey sudan oluşmuştur.2)Dualizm(İkicilik) :Varlık anlayışı olarak birbirine indirgenemeyen iki varlık ilkesinin olduğunu kabul eder. Örneğin,Descartes’a göre varlığın temelinde iki ayrı töz bulunur.Bunlar madde ve ruhtur.3)Pluralizm(Çokçuluk) : Gerçekliğin açıklamasının birden çok ilkeyle mümkün olduğunu ileri süren görüştür.Örneğin Empedokles’e göre ana madde toprak,ateş,hava ve sudur. 23 VARLIĞIN VAR OLUP OLMADIĞI PROBLEMİa.Nihilizm(Hiççilik): Sofistler başta olmak üzere bazı düşünürler varlığın var olmadığını savunur. Bu görüşe Nihilizm(Hiççilik) denir. Nihilizme göre varlığın nesnel bir temeli yoktur. Nihilistler varlık konusundaki bu tavrını bilgi ve ahlak konusunda da sürdürür. (Herkesin kabul edebileceği doğru bilgi yoktur. Ve evrensel ahlak yasaları (ilkeleri) yoktur. )Nihilist filozof Gogias(M.Ö. 483-376) görüşlerini üç cümle ile özetlemiştir:Hiçbir şey yoktur.Olsa da bilemezdik.Bilsek bile başkasına bildiremezdik.Taoizm: M.Ö. 6. yüzyılda Çin’de Lao Tse tarafından ileri sürülmüş bir görüştür. “Tao” yol, doğruluk, yaratıcı ilke, evrenin düzeni, mutlak kudret” anlamına gelir. Tao, görülmez, işitilmez, kavranmaz, mahiyeti anlaşılmaz. Tao ancak hissedilir. Tao bütün değişimlerin ardında yatan ilkedir. Ancak bu ilke betimlenemez; tanımlanamaz. Tao deneyle ya da düşünceyle bilinemez. O ancak mistik yaşantı ile kavranır.Friedrich Wilhelm NİETZSCHE(1844–1900): Nietzsche Alman ahlakından yola çıkarak var olan bütün ahlaklara, Alman dini Hıristiyanlıktan yola çıkarak bütün dinlere karşı çıkar. Toplumsal değer ve normların insanı köleleştirdiğini savunarak onları reddeder. b.Realizm(Gerçekçilik): İnsan zihninden bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu savunan görüşe realizm denir. Realizm dış dünyadaki her şeyin insan zihninden bağımsız olarak var olduğunu savunur. Bu görüşün karşıtı olan görüşe ise idealizm denir. İdealizm varlıkların yalnızca insan zihninde var olduğunu, zihin dışında var olamayacağını ileri sürer.Böylece varlık felsefesinin ikinci önemli sorusu “Varlığın mahiyeti(içeriği) nedir?” sorusu gündeme gelir. Filozoflar bu soruya varlık oluştur, varlık ideadır, varlık maddedir, varlık hem idea(ruh) hem maddedir, varlık fenomendir gibi cevaplar vermişlerdir.24VARLIK FELSEFESİNİN SORDUĞU SORULARVarlık var mıdır? Varsa mahiyeti nedir? Varlık değişken midir? Varlık bir midir? Çok mudur? Evrende bir düzen var mıdır? Evrende özgürlük var mıdır? Evren sonlu mudur? Sonsuz mudur? “Varlık var mıdır?” sorusuna “Varlık vardır(realizm)” şeklinde bir cevap verildiğinde ikinci bir soru ile karşılaşıyoruz : “Varlık nedir? (Varlığın ne olduğu problemi)”. Bu soruya aşağıdaki gibi cevaplar verilmiştir: a.Varlığı “oluş” olarak kabul edenler:Herakleitos(M.Ö: 540–480) :Ona göre evrenin anamaddesi(arkhe) ateştir. Evren de sürekli bir oluş ve değişme içindedir. Herakleitos bunu “Her şey akar(Pante rei).” sözüyle özetler. Yani bu dünyadaki hiçbir şey olduğu gibi durmaz. Her şey, her zaman değişir. “Bir ırmağa iki kez girilmez.” sözüyle bu değişimi anlatmaktadır.Herakleitos aynı zamanda “karşıtların birliği” düşüncesini de savunur. Evrendeki değişme karşıtların savaşı olarak bize gözükür. İyi-kötü, gece-gündüz, yaz-kış, savaş-barış vb. Evrendeki değişme, oluş süreci gelişigüzel gerçekleşmez. Her şeyi düzenleyen “logos(tanrısal akıl)”tur. Evrende karşıtların birliğinden oluşmuş bir düzen vardır. Örneğin; yaşam dişi ve erkekten oluşur, otun yok olması koyunun yaşamasını sağlar. Bu görüşüyle diyalektiği ortaya koyan ilk düşünürdür.Alfred Nort WHITEHEAD(1861–1947):Statik varlık anlayışınakarşı çıkar ve evrende sürekli bir oluş ve değişimin olduğunu söyler.Varlığı anlamak için doğaya yönelmek gerekir. Doğa mekanik,soyut ve yapma bir varlık değil, dinamik ve canlı bir oluştur. Bu oluş içinde her şey birbiri ile ilişkilidir, birbirine bağımlıdır. Doğanın iki özelliği vardır. Bunlardan biri yaratıcılık, diğeri de sürekliliktir.b.Varlığı “idea” olarak kabul edenler: Varlığın ilk ve en önemli ögesinin idea(düşünce) olduğunu öne süren öğretiye felsefede idealizm denir. İdealizm var olan her şeyi düşünceye dayandıran insan düşüncesinden bağımsız bir gerçekliği ya da nesneler dünyasını yadsıyan(inkar eden) felsefi öğretidir.PLATON(M.Ö: 427–347): Platon’a göre iki ayrı dünya vardır:1.İdealar dünyası2.Fenomenler(Görünüşler) dünyası İçinde yaşadığımız evren fenomenler ya da nesneler evrenidir. Bu evrenin bilgisini duyu organlarımızla elde ederiz. Anca bu bilgi aldatıcıdır. Nesneler dünyasında hareket, değişim, oluş ve bozuluş vardır. Bu evrenin bilgisi duyusal olduğu için yaratıcı ve eksiktir. Oysa asıl bilgi Platon’a göre ideaların bilgisidir. Çünkü asıl gerçek idealar evrenidir. Platon’a göre bu evrende her şeyin (insan, hayvan, at, bitki, iyilik, güzellik, varlık vs.) idealar dünyasında birer ideası vardır. Bu evrende duyularla algılanan ne varsa idealar evreninde var olan kendi ideasından pay alır. Çünkü bu evrendeki her varlık, idealar evrenindeki ideaların gölgesi ve görüntüsüdür.İdealar eksiksiz ve yetkin varlıklardır. Onların öncesi ve sonrası yoktur. Şekil ve sayı bakımından değişikliğe uğramazlar.25ARİSTOTALES(M.Ö. 384–322):Aristo’ya göre dış dünyadakivarlıklar iki öğeden meydana gelmiştir.1.Madde(beden)2.Form(idea)Aristo’yu hocası Platon’dan ayıran en önemli özelliği onun formları, nesnelerin üstünde mutlak bir varlık olarak değil, bizzat nesnenin özü olarak kabul etmesidir. Gerçekte var olan nesnelerin içindeki bu özlerdir.Aristotales genel kavramların varlıkların içindeki özler olduğunu savunur. Aristo’ya göre herhangi bir şeyin var olması için genel bir ideanın olması zorunlu değildir. Çünkü gerçek var oluş bireyseldir.Aristo idea’ya form adını vermiştir. Ona göre formsuz bir madde düşünülemez. Madde bir olanaktır. Form bu olanağın gerçekleşmesini sağlar. Örneğin tahta bir maddedir ve masa olma olanağı taşır. Masa formu onun masa haline gelmesini sağlar. Hiçbir oluşum madde ve formsuz olamaz.Aristo’ya göre en yüksek varlık salt formdur. Salt form ise maddesizdir. Ve mutlak mükemmelliktir. Öncesiz ve sonrasız, mutlak mükemmelliği olan her şeye ilk hareketi veren idea Tanrı’dır. Bütün varlıklar oluşlarını bu salt formdan almıştır.FARABİ (M.Ö. 870–950):Farabi varlığı ikiye ayırır:1.Zorunlu varlık(Tanrı-Vecib’ül Vucud)2.Mümkün varlık(Tanrı dışındaki her şey)Zorunlu olan Tanrı var olmak için başka bir varlığa ihtiyaç duymayan varlıktır. Maddeden ve biçimden bağımsızdır. Tanrı tüm varlıkların nedenidir.Farabi, varlığı Tanrı’dan taşma ile (sudur etme) oluşan bir akıl teorisi ile temellendirir. Tanrı ilk varlıktır. Ondan on akıl taşar. Bu on akıl madde taşımaz. Onuncu akıldan mümkün varlıklar meydana gelir. Mümkün varlıklar madde taşır.Tanrı’ya en uzak olan varlık belirsiz olan maddedir.George Wilhelm Friederich HEGEL (1770–1831): Hegel’ detüm evren bir ilkenin, bir temelin kendini açması, belli bir amaca doğru gelişmesidir. Her şeyin temelinde bulunan bu ilkeyeHegel, “geist(ide, akıl, töz ya da ruh)” der. Asıl varlık olan ide önce kendi kendine gizli olan gücünü henüz gerçekleştirmemiştir (tez aşaması). Ancak kendini bilmesi, tanıması için gerçeklik kazanması gerekir. Bu gerçekliği doğa ile kazanır(Anti tez aşaması). Doğa oluş dünyasıdır. İde doğada gerçeklik kazanmış ancak özgürlüğünü yitirmiştir.İde, doğadan sonra insan aklında son şeklini bularak gerçekleşir ve kendi bilgisine ulaşır. Yani ide özgürlüğü kazanmak için ruhsal ve tinsel dünyaya, kendine geri döner(sentez aşaması).Sentez aşaması üç basamakta gerçekleşir:1.Tek tek insanların yaşamında gerçekleşir. (öznel ruh)2.İde kendisini tarih, toplum ve devlet olarak gerçekleştirir(nesnel ruh).3.İde din, sanat ve felsefeyle gerçekleşir. İde böylece kendi kendini tanımış olur. Bu felsefeye diyalektik idealizm denir.George BERKELEY(1695–1753): Berkeley’e göre “var olmak algılanmış olmaktır”. Herhangi bir şeyin varlığı, zihinde tasarlanıp algılanmasından ibarettir.26c.Varlığı “madde” olarak kabul edenler: Tek gerçekliğin madde olduğunu ve her şeyin maddeden oluştuğunu söyleyen felsefi materyalizm denir. Materyalistlere göre ilk ve tek varlık maddedir. Düşünce maddeden sonra gelir ve varlığı maddeye bağlıdır. Materyalizm ikiye ayrılır: 1.Demokritos, Thomas Hobbes, De la Mattrie (mekanik materyalistler)2.Karl Max (diyalektik materyalizm) varlıklar, maddenin çatışma ve etkileşimi sonucu oluşur.DEMOKRİTOS(M.Ö. 460–370): Varlığın atomlardan meydanageldiğini söyler (atom=bölünemeyen). Atomlar sonsuz sayıda ve sonsuz küçüklüktedir. Atomlar boşlukta kendiliğinden hareket ederler. Evren de tam bir mekanizm ve determinizm hakimdir. Demokritos ruhu da atomlarla açıklar. En düzgün, en ince, en hareketli atomlar ruhu oluşturur. Atomlar çokluk halinde birleşince duygu kazanırlar(beyin, kalp, karaciğer gibi). Atomlar hareketini dış güçten değil, kendi özlerinden alır. Bu yüzden evrende rastlantıya yer yoktur. T. HOBBES(1588–1679): Ona göre varlığın en temel öğesihareket halindeki maddedir. Hatta ruh bile madde cinsindendir.T. Hobbes madde ve hareket şeklinde iki varlık kategorisininolduğunu söyler. Madde düşünceden tamamen bağımsızdır. Yer kaplamayan mekanik olmayan bir ruhtan söz edilemeyeceği için var olan her şeyin bir tür makine olması gerektiğini ileri sürer. T. Hobbes maddeden ziyade hareketi öne çıkarır. Ona göre her şey adeta harekettir.Julian Offray de La METTRİE (1709–1751): Yer kaplayan,duyarlı ve hareket eden tek bir tözün varlığını kabul eder. İnorganik(taş, toprak) ve organik(bitki, hayvan, at, insan) bütün varlıklar bu maddi tözden türemiştir. De la Mattrie insanı da bir makine gibi görür. İnsan için “makine insan” ifadesini kullanır. Ona göre maddeden bağımsız bir ruhu düşünmek saçmadır. İnsanı dünyanın bir parçası olarak görür. İnsanın ruhsal hayatını bedene ve maddeye indirgeyerek açıklar. Ona göre ruhsal olayların hepsi organik yaşamın eseridir. Ruh bedenin türevidir. Karl MARKS(1818-1883): Madde her varlığın temelinde olanbir şeydir. Madde ve ondan meydana gelen dış dünya insan bilincinden bağımsız olarak vardır. Marks’a göre madde durağan değildir. Devamlı hareket ve değişme halindedir. Yani tez, anti tez, sentez şeklinde ilerler. Buna varlığın diyalektik ilerleyişi denir. Marks’a göre madde olmadan hareket, hareket olmadan madde olmaz. Marks evrende bulunan her şeyi karşıt güçlerin çatışması olarak açıklar.Demokritos, T. Hobbes, De la Mattrie mekanik materyalisttir. Oysa Karl Marks diyalektik materyalisttir.d.Varlığı hem madde hem ruh olarak kabul edenler: Varlığın var olduğunu ama iki ayrı cevherden oluştuğunu savunan görüşe ikicilik(dualizm) adı verilir.Rene DESCARTES(1596-1650): İki ayrı cevher kabul eder. Ruhve madde, ruhun temel niteliği düşünme, maddenin temel niteliği ise yer kaplamadır. Ruhla madde birbirlerinden özce ayrı olan, temel nitelikleri bakımından birbirleriyle uzlaşamayan cevherlerdir. Bunlar ancak varlıkta bir arada bulunurlar. Maddesel dünyadaki her değişme bir yer değiştirme, bir harekettir. Oysa madde kendiliğinden hareket etmez, çünkü kuvvetsizdir. O halde hareketin nedeni nedir? Bu neden Tanrı’dır. Tanrı, maddesel dünyayı belli bir hareketle yaratmıştır. Ve bu hareket miktarı değişmez. Hareket doğa yasalarına göre bir yerden bir yere aktarılır. Doğa, basınç ve çarpma yasalarına göre işleyen bir makine gibidir.27e.Varlığı fenomen olarak kabul edenler: Fenomenoloji hem özün bilinebileceğini ileri süren bir öğreti hem de öze ulaşmak için kullanılan bir yöntemdir. Fenomen; genel anlamıyla algılanan ya da bilinen, görülen bir şey olup gözlemlenebilir olay ya da olgudur. Fenomenoloji ise görüngü bilim anlamına gelir. En önemli temsilcisi E. Husserl’dir. Fenomenoloji görünenin kavranılabileceğini ileri sürer. Görünenle ilgili doğru bilgiye ulaşmanın yolu görünen varlıklarla ilgili önceden oluşan her türlü ön kabulü bir kenara bırakıp, zihinsel bir deneyimle, görünenin doğru bilgisine ulaşılabileceğini savunur.Edmund HUSSERL(1859-1938): Gerçek varlığı fenomenleriniçinde gelişen öz olarak ifade etmektedir. Varlık kendinifenomenlerde gösterir. İnsan varlığa değerler yükleyerek yaklaştığında onun özüne hiçyaklaşamaz. Bu öze yaklaşmak ve onu kavramak için varlığa verilen değerlerden varlığın arındırılması gerekir. Yani fenomenlerin, olgulardan, duygusal yaşantılardan ayıklanması gerekir. Husserl bu ayıklama işlemine “paranteze alma” der.Paranteze alma; bir nesnenin özüne ulaşabilmek için onun özüneait olmayan özelliklerin bir kenara konulması demektir. Bu sayede özlerin kendisine ulaşılır. Bu ise günlük yaşam din, bilim, tarih alanlarındaki tüm görüş ve önyargılarımızın paranteze alınması ile mümkün olabilir. Bu nedenle fenomenolojinin konusu duyularımızla algıladığımız nesneler değil, onların özleridir. Örneğin bir masayı ele aldığımızda mekânın belli bir yerinde bulunan, duyularla algıladığımız bir nesneyi değil, tersine masanın bütün duyusal niteliklerini yok ettiğimizde yani paranteze aldığımızda geriye kalan şey bu masanın özüdür. İşte bu öze Husserl “fenomen” der.ÇAĞDAŞ VARLIK GÖRÜŞLERİ1-Yeni Ontoloji: Yeni ontolojinin amacı materyalizm ile idealizm arasındaki karşıtlığın üstesinden gelmektir. Başlıca temsilcisi N. Hartman’dır. Hartman’a göre insan, varlık ilişkilerinin oluşturduğu geniş bir sistem içindedir. Kendisini bu ilişkilerden soyutlarsa içinde yaşadığı dünyayı kavrayamaz. Bu nedenle var olanı olduğu gibi inceleyen bir varlık bilimi gereklidir.Nicolai HARTMANN(1882-1950): Hartmann’a göre varlık düzeninde alttan üste doğru sıralanan dört katman vardır:1.Maddi katman: Cansız nesnelerin bulunduğu varlık alanıdır. Bu katmanı konu edinen bilim fiziktir ve algıyla irdeleme söz konusudur.2.Örgensel(organla ilgili) katman: Organik varlıkların bulunduğu tabakadır. Bunlar biyolojinin konusunu oluşturur. Yaşamın geçerli olduğu bu alan sezgi ile irdelenir.Yaşam alanının özelliği çoğalma, büyüme, gelişme ve beslenmedir.3.Ruhsal katman: Bilinçli varlıkların alanıdır. Bu alanla psikoloji ilgilenir ve tanıma ile irdelenir.4.Tinsel(manevi) katman: Burada insanın ürettikleri ve değerleri gibi tinsel varlıklar bulunur. Bu alanla felsefe ilgilenir ve bilme söz konusudur. Felsefenin en büyük yanılgısı, temel ilkelerin bunlardan yalnızca birinde araması olmuştur. Sorunun yanıtını materyalizm maddi basamakta, metafizik ve idealizm ise tinsel basamakta aramışlardır. Oysa bu basamaklar birbirine indirgenemez ve birinin yasaları diğerine uygulanamaz.28Hartmann’ın, varlığın bütün basamaklarını kapsadığını varsaydığı temel varlık formlarının bilinemeyeceğini iddia eder. Böylece varlık felsefesinin temel sorununu (madde mi, ruh mu sorunu) devre dışı bırakır.2-Yeni Pragmacılık: Temelleri Charles Pierce(1830-1914) tarafından atılmıştır. Bir düşüncenin değerinin, o düşüncenin pratik sonuçlarına bağlı oluşunu ortaya atan yasa “peirce yasası” olarak anılmaktadır.Pragmatizmin diğer önemli temsilcileri William TAMES ve John DEWEY’dir.William JAMES(1842-1910): James’e göre insan yaşamının biramacı vardır. Bundan dolayı bütün öğretiler insan yaşamına bir katkı yaptıkları, insanın amacına yardımcı oldukları zaman doğrudur.Kuramlar somut bir yarar sağladıkları sürece anlamlıdır. Birdüşüncenin anlamı yararlılığı ile belirlenir. Ona göre yararlı sadece bireyin maddi ihtiyaçlarının karşılanması değil aynı zamanda insanın ve toplumun gelişmesine katkıda bulunması ile ölçülür.John DEWEY(1859-1952): Dewey’e göre düşünce ve bilgiçevreye uymayı, doğadan yararlanmayı ve mutlu olmayı sağlayan bir alettir. Dewey’in bu görüşüne enstrümantalizm(aletçilik) denir.Bir düşünce ya da teorinin doğruluğu, onun yararlılığına bağlıdır. Yani onlar uygulamada işe yaradıkları ölçüde doğrudur.3-Var oluşçuluk(Egzistansiyalizm): Hayatın anlamını ve izini süren, bireyin değerinin ne olduğunu anlamaya çalışan bir felsefe akımıdır.Var oluşçuluk diğer birçok akımın tersine bireye kavram gibi yaklaşmaz Bireyin öznelliğini(kendine has oluşunu), nesnelliğinin (somutluğunun) üstünde tutar.Bireyin var oluşunu özünden önce tutar. Yani insan önce var olur, sonra kendini tanıyıp bilerek özünü oluşturur.Varoluşçuluğa göre hayatın anlamı ve bireyin özel tecrübesi ile ilgili sorular diğer bütün bilimsel ve felsefi alanlardan önemlidir.Soren Aabye KIERKEGAARD(1813-1855):Felsefetarihinin soyut kurgularla geliştiğini, bu nedenle bireyin gerçek yaşamını gözden kaçırdığını öne sürer.Kierkegaard’a göre var oluş somut ve öznel insan yaşamıdır. Bu nedenle felsefe somut düşünmeye yani var oluşa yönelmelidir.Martin HEIDEGGER(1889-1976): Heidegger kendisinibelirleyen temel konunun insan değil varlık olduğunu söyler. Varlık hakkında bilgi edinebilmemizi, insana dair çözümlemeler sağlar. Bilgi felsefesinin değil varlık felsefesinin temel olduğunu söyleyen varlık sorusu, en iyi şekilde insanın bakış açısından sorulmalıdır. Çünkü insanın varlığı yalnızca var olmaz, ne olduğuna dair bir kavrayışa da sahiptir.Jean Paul SARTRE(1905-1980): Sartre’ye göre insan diğercanlılardan farklıdır. “İnsanda var oluş özden önce gelir”. Yani insan önce var olur, daha sonra seçimleriyle kendisi belirler.“Varlık ve Hiçlik” adlı eserinde madde ve bilinci temsil edecek şekilde iki kavramdan söz eder: “Kendinde varlık ve kendi için varlık”Kendinde varlık, bir şey ne ise odur ve herhangi bir gizeme sahip değildir Kendisi için varlık ise bilincin varlığını ifade eder. Ve kendinde varlığın karşısındadır. O, var oluşunun bilincinde olan, dünyayı anlamlandıran, dili ve kültürü yaratan, bir gün öleceğinin de farkında olan “insan”dır.29
0 kişi beğendi
5 ay önce aristonun metafiziğine göre
5 ay önce ilkeler içinde maddi, tinsel, hem maddi hem tinsel ve fenomen diyebiliriz.
5 ay önce Örneğin ölüm varlığın ortak bir yasa­sı mıdır? Ya da heraklitos'a göre varlıkta evren yasası vardır.
3



5 ay önce # Cevap : Aristoteles, ruhun* onaylama ve yadsıma ediminde kendilerine dayandığı beş erdemi ayırır: Sanat/zanaat (tekhne), bilim (episteme), aklı başındalık (phronesis), bilgelik (sophia) ve us (nous) (Nikh. 1139b 15). İlk felsefenin yöneldiği erdem bilgeliktir. Aristoteles'e göre ilk ilkeleri, ilk nedenleri, temel öğeleri bilmek her bir nesneyi bilmeye götürür (Fiz. 184a). Bilmek, ilkeleri bilmektir. Her bir nesnenin bağlı olduğu nedeni bildiğimizde o nesneyi saltık anlamda biliriz (İk. Çöz. 71b). İlk ilkeler ve nedenler en fazla bilinebilir şeylerdir. Çünkü onlar sayesinde ve onlar aracılığıyla bütün diğer şeyler bilinirler (Met. 982b). Bilgelik, varlıkların ilk nedenleri ve ilkelerini ele alır: Deney sahibi insanın basit olarak herhangi bir duyu algısına sahip olan insandan, zanaatçinin deney sahibi insandan, ustanın işçiden daha bilge olduğu düşünülür. Teorik türde bilginin pratik türde bilgiden daha fazla bilgelik olduğu kabul edilir. O halde bilgeliğin belli bazı ilke ve nedenlere ilişkin bilgi olduğu apaçıktır(Met. 982b 25-30)
 
Aristoteles, bilgeliği diğer erdemlerin üstünde görmekle birlikte, Platon'dan farklı olarak bilgelik dışındaki alanlarda bilgi ortaya koyulamayacağını söylemez. Ona göre her alanın kendine göre kesinlik ölçüleri vardır. Bilgelik, her şeyin ilk ilke ve nedenlerine yöneldiği için diğer erdemlerden üstündür. Bunun bir nedeni de Aristoteles'te kendisi için olan şeyin, bir şey için olandan daha önemli olmasıdır. Sanat/zanaat üretim için, aklı başındalık erdemli eyleyebilmek içindir. Kendileri için ve sırf bilmek amacıyla aranan bilimler, sonuçlarından dolayı aranan bilimlerden daha fazla bilgeliktir (Met. 928a 15). Bilim, bilgelik ve us ise ilkelere yöneliktir.
 
Aristoteles'in varlık olarak varlığı incelediği yapıtı Metafizik'te onu baştan sona esinleyen güdü bilgelik adına en fazla layık olan bilgi formunu elde etme isteğidir. Aristoteles için bilgelik, yalnız nedenlerin ve ilkelerin bilimi değil, ilk ve en evrensel ilke ve nedenlerin bilimidir (Ross 2002: 182). Daha fazla bilinebilir olanlar, duyum için olduğu gibi (Fiz. 184a 25) bu alan için de tümel olanlardır. Aristoteles'e göre kendisinden önce gelenler varlığın ilk ilkelerini aradıklarını söyleseler de araştırmaları ilineksel anlamda varlık üzerinedir (Met. 1003a 30).

Not: Aşağıdaki dosyada detay bulabilirsin işine yaracaktır.

Sunum İçeriği

ARİSTOTELES'İN VARLIK ARAŞTIRMASINDA HAREKET NOKTASII.Ontolojinin kurucusu kabul edilen Aristoteles, ilk felsefenin “varolmak bakımından varlığı” (to on he on) incelediğini (Met 1003a 20) söyler. Bu, felsefe tarihi için bir ilktir. Aristoteles'in Fizik ve Metafizik'te tartıştığı üzere, Platon'dan önceki filozoflar, ya varolanları oluşturan ilkeyi (Thales, Anaksimandros, Anaksimenes, Herakleitos, Pythogoras, Empedokles, Anaksagoras, Demokritos) ya da varlığın varlığı-yokluğu (Parmenides, Gorgias) sorununu konu edinmiştir. Platon ise varlığı bilgi ile ilgisinde ele almıştır. Platon'un soruşturduğu varolanın (ve varolmayanın) ne olduğu değil, bunun hakkında bilgi ortaya koyulup koyulamayacağıdır. Aristoteles, önce Fizik'te “devinim”, “değişme”, sonsuzluk”, “boşluk”, “mekân”, “zaman”, “neden”, “devinimsiz ilk devindirici” gibi kavramları ve değişime uğrayan doğal varlıkları ele alır (Topdemir 2004:8). Daha sonra varlık alanını inceleyecek ayrı bir bilime gerek olduğunu vurgular. Bu bilimin adı da “ilk felsefe” (prote philosophia) olacaktır. (Met. 1003b 20)Aristoteles hocası Platon'dan, düşüncelerinden önce bunları dile getirme biçimiyle ayrılır. Bir soruşturmayı yürütürken, soruşturma alanının çerçevesini çizer; çerçeve içinde kalan bölgede kullandığı kavramları tek tek tanımlar; izlediği yolu betimler; neden bu yolu seçtiğini temellendirir. Düşünceleri söz konusu olduğundaysa, Platon nesnesine bakıp bilgi ayrımı yaparken, Aristoteles “nasıl biliyoruz?” sorusundan hareket eder. Bir diğer fark da Platon, ideaların bilgisi olan episteme'den başkasını bilgi saymaz ve episteme'nin yanlış olabileceğini kabul etmezken, Aristoteles'in yanlış bilgiyi olanaklı görmesidir (Güzel 2003: 127).Aristoteles, ruhun HYPERLINK "https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4286976391510799355" \l "sdfootnote1sym" * onaylama ve yadsıma ediminde kendilerine dayandığı beş erdemi ayırır: Sanat/zanaat (tekhne), bilim (episteme), aklı başındalık (phronesis), bilgelik (sophia) ve us (nous) (Nikh. 1139b 15). İlk felsefenin yöneldiği erdem bilgeliktir. Aristoteles'e göre ilk ilkeleri, ilk nedenleri, temel öğeleri bilmek her bir nesneyi bilmeye götürür (Fiz. 184a). Bilmek, ilkeleri bilmektir. Her bir nesnenin bağlı olduğu nedeni bildiğimizde o nesneyi saltık anlamda biliriz (İk. Çöz. 71b). İlk ilkeler ve nedenler en fazla bilinebilir şeylerdir. Çünkü onlar sayesinde ve onlar aracılığıyla bütün diğer şeyler bilinirler (Met. 982b). Bilgelik, varlıkların ilk nedenleri ve ilkelerini ele alır: Deney sahibi insanın basit olarak herhangi bir duyu algısına sahip olan insandan, zanaatçinin deney sahibi insandan, ustanın işçiden daha bilge olduğu düşünülür. Teorik türde bilginin pratik türde bilgiden daha fazla bilgelik olduğu kabul edilir. O halde bilgeliğin belli bazı ilke ve nedenlere ilişkin bilgi olduğu apaçıktır. (Met. 982b 25-30)Aristoteles, bilgeliği diğer erdemlerin üstünde görmekle birlikte, Platon'dan farklı olarak bilgelik dışındaki alanlarda bilgi ortaya koyulamayacağını söylemez. Ona göre her alanın kendine göre kesinlik ölçüleri vardır. Bilgelik, her şeyin ilk ilke ve nedenlerine yöneldiği için diğer erdemlerden üstündür. Bunun bir nedeni de Aristoteles'te kendisi için olan şeyin, bir şey için olandan daha önemli olmasıdır. Sanat/zanaat üretim için, aklı başındalık erdemli eyleyebilmek içindir. Kendileri için ve sırf bilmek amacıyla aranan bilimler, sonuçlarından dolayı aranan bilimlerden daha fazla bilgeliktir (Met. 928a 15). Bilim, bilgelik ve us ise ilkelere yöneliktir.II.Aristoteles'in varlık olarak varlığı incelediği yapıtı Metafizik'te onu baştan sona esinleyen güdü bilgelik adına en fazla layık olan bilgi formunu elde etme isteğidir. Aristoteles için bilgelik, yalnız nedenlerin ve ilkelerin bilimi değil, ilk ve en evrensel ilke ve nedenlerin bilimidir (Ross 2002: 182). Daha fazla bilinebilir olanlar, duyum için olduğu gibi (Fiz. 184a 25) bu alan için de tümel olanlardır. Aristoteles'e göre kendisinden önce gelenler varlığın ilk ilkelerini aradıklarını söyleseler de araştırmaları ilineksel anlamda varlık üzerinedir (Met. 1003a 30).Aristoteles varlık araştırmasına başlarken önce sorunu saptar; bütün bir felsefe tarihi boyunca tartışılacak olan soruları sistemli bir şekilde ortaya koyar. Ortaçağ sonlarına kadar egemen olan, Ortaçağ'dan sonra kendisine karşıt olunması ve hesaplaşma zorunluluğu duyulması bakımından yine etkili olan mantık dizgesinin temelini bu soruşturma bağlamında ele alır. Buna göre, önce o güne dek söylenenleri ve bunların eksikliklerini saymak gerekir. Sonunda mahkemede karşıt görüşleri savunan insanları dinler gibi bütün karşıt kanıtları dinleyen bir insanın zorunlu olarak daha doğru bir yargıda bulunması (Met. 995b) gibi varlık alanında da böylesine kapsamlı bir yaklaşımla istenilen bilgilere ulaşılacaktır.Aristoteles, Metafizik'in üçüncü kitabında (B) ilk felsefenin niteliğini ve neleri inceleyip neleri dışarıda bırakacağını sorgular. Bu bağlamda ortaya on dört soru atar ve bunları yanıtlar. Sorular, başlı başına Aristoteles'in gideceği yolu göstermek bakımından önemlidir: 1) Nedenlerin incelenmesi tek bir bilime mi yoksa birçok bilime mi aittir, 2) Böyle bir bilim sadece ousia'nın ilk ilkelerini mi ele alır, 3) Bütün ousia'ları mı inceler, 4) Yalnızca duyulur ousiaları mı kabul etmeli, 5) İncelemenin konusu yalnızca ousia mıdır; ilişkiler de bu kapsamda mıdır, 6) Şeylerin ilkeleri ve öğeleri cinsler midir, 7) Cinslerse tekler hakkında bakılacak olan onlara yakın olan cinsler mi yoksa daha uzak cinsler midir, 8) Maddenin dışında kendinde neden olan bir şey var mıdır; varsa tek midir, yalın mıdır, 9) ilkeler sayı bakımından mı tür bakımından mı sonludur, 10) Oluşa ve bozuluşa tâbi olanlarla olmayanların ilkeleri aynı mıdır, 11) Birlik ve Varlık dayanak mıdır, ousia mı, 12)İlkeler tümeller midir, 13) İlkeler etkin midir, gizil mi, 14) Sayılar, uzunluklar ve geometrik figürler ousia'lar mıdır; duyusal varlıklardan ayrı mıdırlar? (Met. 995b 5-996a 20)Aristoteles, sekizinci sorunun özellikle önemli olduğunun altını çizer. Aristoteles'in maddenin dışında kendinde neden olan bir şey olup olmadığı; varsa bunun niteliği hakkında ortaya koydukları, ontoloji ve epistemoloji arasında yaptığı ayrımı da belirginleştirir. Tekillerin sonsuz sayıda olduğunu belirledikten sonra, bunların hepsine ilişkin bir bilim oluşturmanın sorunları ortaya çıkar. Aristoteles bu sorunu aşmak için de tekillerin dışında, bunları tümel olarak ifade edebileceğimiz akılsal varlıklarının var olması gerektiğini öne sürer. Bu da teklerin (synolon) dışında biçim veya form adı verilen bir birimden söz etmeyi zorunlu kılar (Met. 999a 25-999b 25). Aristoteles'in burada varolmak bakımından varlıkta çokluğu öne çıkardığı, bilgi söz konusu olduğundaysa çokluğu açıklamak için bir sınıflandırmayı gözettiği söylenebilir.Sorulara bakıldığında, bilgeliğin konusu olacak araştırmada, 'neden' (aitia), 'ilke' (arkhe) ve 'varlık' (ousia) kavramlarının anahtar konumunda olduğu görülür. Aristoteles önce bu kavramların dilde nasıl kullanıldıklarını ve yeri geldikçe kendisinden önceki filozofların bunları hangi anlam ve bağlamlarda dile getirdiklerini inceler. Sonra bunlar hakkında ayrımlara girişir ki, Aristoteles felsefesinin ıralayıcı özellikleri bu ayrımlarda ortaya çıkar. Bütün bu ayırma ve bağlantılar kurma çabasının ereği ise varolanın ilk neden ve ilkelerini bilmektir. Çünkü Aristoteles’e göre ilk nedenler ile ilkelerin bilimi, en üstün bilimdir (Türkyılmaz 2006: 17).Aristoteles'te fizik, matematik ve teolojiyle birlikte teoretik bilimlerden (episteme) biridir. Teoretik bilimler, pratik ile poetik bilimlerden, nedenler ve ilklerle ilgilendikleri için daha değerlidir. Bu yüzden, bilgeliğe yol alırken bilimin bu en üst basamağından geçer Aristoteles; 'neden' kavramıyla önce Fizik'te ilgilenir. Dört şeye 'neden' denir: 1) Bir nesnenin onda içkin olup da ondan oluştuğu şey, 2) Biçim (eidos) ile ilkörnek (paradeigma), 3) Değişmenin (metabole) ya da durağanlığın ilk başlangıcının kaynağı, 4) Amaç (telos) (Fiz. 194b 15-35). Aynı ayrımı Metafizik'te iki farklı yerde tekrarlar (Met. 983a 25 ve 1012a 25). Daha yalın ifade edilirse, Aristoteles'in fizik ve ilk felsefede ele aldığı nedenler şunlardır: 1) Ousia, 2) Madde (hyle) ya da dayanak (hypekeimenon), 3) Hareketin başlangıcı, 4) İyi olan ya da ereksel neden. Aristoteles, bir doğa araştırmasının ötesine geçmek, var olmak bakımından varlığı incelemek için, ilk felsefenin ilk iki nedenle ilgilendiğini belirtir. Son iki nedense fiziğin konusu olacaktır (Met. 1059a 35).Aristoteles kullanımlarına bakıp nedenleri ayırdıktan sonra, kendisinden önce gelenlerin bu ayrımı yapmadıkları için hataya düştüklerini belirtir. Ona göre bu filozofların çoğu, belirsiz bir biçimde de olsa bu nedenlerden birini sezmiş ancak bütün nedenleri maddi nedene indirgeyerek yola çıkmışlardır. Hepsi yalnızca oluş, bozuluş ve devinime açıklama getirme çabasındadır. Aristoteles, başka yerlerde de söyleyeceği gibi, birlik/teklik'ten hareket eden araştırmayı olumsuzlar. Teklik fikrini aşmaları bakımından, Anaksagoras, Pythogorasçılar ve Platon'u ayrı tutar. Ancak onları da başka bakımlardan eleştirir(Met. 988a 20).Aristoteles'e göre Anaksagoras “bir olan” ve “başka olan” (heteron) iki neden saymakla ötekilerden ayrılır. Ancak başka olan üzerinde yeterince durmaz, onu belirsiz bırakır. Pythogorasçılar, “duyulara verili varlık” ile “duyusal olmayan varlık” ayrımı yaparak matematiğin ilkeleri üzerinde yoğunlaşmış, duyulara verili olanlarla ilgili görüş geliştirememişlerdir (Met. 989b 15-990a 20). Platon ise “duyusal varlık” ile “idealar” ikiliğini getirir. Aristoteles, Platon'un bu ikisi arasındaki ilişkiyi açıklayamadığını, çeşitli diyaloglarda geliştirdiği açıklama tarzlarının geçersiz olacağını düşünür (Met. 990b-993a). Ne var ki, Platon bu konuyla ilgili gençlik diyaloglarında öne sürdüklerini Parmenides'te gözden geçirir. Hatta Aristoteles'in, birçok şeyde ortak olan her öğenin bir ideası olacaksa, insan tekleriyle kendinde insanda ortak olanların da bir üçüncü insanı (tritos anthrophos) doğuracağı ve bunun sonsuza dek uzayacağı eleştirisini ilk kez kendisi yapar (Parm. 132a).İlke HYPERLINK "https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4286976391510799355" \l "sdfootnote2sym" * (arkhe) söz konusu olduğunda Aristoteles yine kendisinden önceki filozofların bu kavramı ne şekilde kullandıklarına bakarak işe başlar. Vardığı sonuç, filozofların ilkeyi teklik-çokluk, devinimlilik-devinimsizlik, sınırlılık-sonsuzluk karşıtlıkları içinde inceledikleridir. Aristoteles, birlikten değil -en az ikilik olmak üzere- çokkluktan yola çıktıkları için bu inceleme tarzını yerinde bulur (Fiz. 188a 25). Aristoteles'e göre çokluk her durumda, kendisinden hareket edilmesi gereken kavramdır. Çünkü oluşan her şey her zaman, bir oluşan, bir de oluşan bu nesne haline gelen bir şeyden meydana gelen birer bileşiktir. Bu oluşan da taşıyıcı ya da karşıt olarak ikilidir (Fiz. 190b 10). Kaldı ki 'birlik' bile Aristoteles'te iki türlüdür: Olanak halinde birlik ve etkinlik-gerçeklik halinde birlik (Fiz.186a).Aristoteles Fizik'te üç, Metafizik'te altı ilke sayar. Doğa araştırması olan Fizik'teki nedenler 1) Karşıtlıklar, 2) Taşıyıcı, 3) Taşıyıcıya yüklenendir (Fiz. 191a 15). Metafizik'e gelindiğinde, Aristoteles'in ilkeleri sayarken 'oluş'un yanında 'varlık'ı ve “nasıl biliyoruz” sorusunu gözettiği görülür. Buna göre ilke; 1) Bir şeyin kendisinden hareket etmeye başlanan ilk noktası, 2) Her şeyle ilgili en mükemmel hareket noktası, 3) Meydana gelen bir şeyi, bu şeyin bir parçası olarak meydana getiren ilk şey, 4) Meydana gelen bir şeyi, bu şeyin bir parçası olmaksızın meydana getiren ilk şey, 5)Bilinçli iradesiyle hareket edeni, hareket ettiren; değişeni değiştiren şey, 6) Bir şeyin bilgisinin kendisinden başladığı şey anlamlarına gelir. Bunların ortak noktası, varlığın, oluşun veya bilginin kendilerinden çıktığı kaynak olmalarıdır (Met. 1012b 30-1013a 15).Aristoteles'in, varlık araştırmasındaki temel kavramlardan varlık (ousia) için de 'ilke' ve 'neden' için izlediği yoldan ayrılmadığı söylenebilir. Aristoteles Fizik'te varolanın bir olamayacağını, bu alanda çokluğun söz konusu olduğunu saptar. 'Varolan' derken öz (ousia) ve ilinek ayrımının atlanması sorunun kaynağıdır (Fiz. 185a 20).Aristoteles en genel şekliyle ousia'yı iki anlamda kullanır: 1) Başka hiçbir şeyin yüklemi haline getirilemeyen en son dayanak, 2) Belli bir şey söz konusu olduğunda maddeden ayrılabilen şey (Met. 1017b 20). Kategoriler'de bu ayrımı birincil ve ikincil ousialar olarak dile getirir (Kat. 2a 10-25). Birincil ousialar görülür, ikincil ousialar ise düşünülür ousialardır. Görülür ousiaların maddeleri vardır, oluşa ve bozuluşa tâbidirler, devinirler. Bu nitelikleriyle fiziğin konusunu oluştururlar. Oluşa ve bozuluşa tâbi olmayan, maddesiz, devinimsiz ikincil ousialar ise ilk felsefe ve matematiğin konusudur (Güzel 2008: 227).Aristoteles'in bir ayrımı da varolma tarzlarına ilişkindir. Ona göre üç tür varolma söz konusudur: 1) Olanak halinde (dynamei), 2) Amacını kendi içinde taşıyarak (entelekheia), 3) Etkin halde (energeia) (Güzel 2008: 227-228). Varolma tarzlarına ilk değinense Platon'dur. Aristoteles'in ayrımı gibi dizgesel olmasa da Platon Sofist'te, üst türlerden söz ederken “farklı bir tarzda varolan”a değinir. Üst türleri varolan (to on), devinim (kinesis), durağanlık (statis), aynı (tauton) ve ayrı (heteron) olarak belirleyip bunlar arasındaki ilişkileri irdeledikten sonra, varolmamayı varolmanın karşıtı olarak değil, ayrı tarzda bir varolma şeklinde ele alır (Sof. 257b).Ousia'ya ilişkin önemli bir saptama da Metafizik'in yedinci kitabında (Z) ortaya koyulur. Sayılan anlamların yanında, asıl ousia, “bir şeyi o şey yapan şey”dir:Çünkü herhangi bir şeyin hangi nitelikte olduğunu söylediğimizde, onun iyi veya kötü olduğunu söyleriz; üç dirsek uzunluğunda veya bir insan olduğunu söylemeyiz. Buna karşılık onun ne olduğunu belirttiğimizde onun beyaz, sıcak veya üç dirsek uzunluğunda olduğunu söylemeyiz; bir insan veya Tanrı olduğunu söyleriz. Başka bütün şeylerin varlıklar (ousiai) olarak adlandırılmalarının nedeni ise, bu asıl anlamında var olan şeyin ya nicelikleri veya nitelikleri veya duygulanımları veya bu türden başka bir belirlenimimi olmalarıdır (Met.1028a 15).Burada kullanıldığı anlamıyla ousia, tözdür (substance). Varlık'ın ne olduğu sorusu tözün ne olduğu sorusudur. Töz, 1) Öz, 2) Tümel, 3) Cins ve 4) Özne anlamlarında kullanılır. İlk felsefenin konusu olan özne anlamındaki töz, ne belli bir şeydir; ne belli bir niceliğe, ne de başka herhangi bir kategoriye sahip olan şeydir. Ancak bu uslamlama tözün madde olduğu sonucunu doğurur. Oysa bu imkansızdır; çünkü töz esas olarak bağımsız/mutlak ve tekil bir şey olma özelliklerine sahiptir. Bu açıdan maddeden çok, madde ile formdan oluşan bileşik varlık töz olarak ortaya çıkar. Aristoteles, soruşturmanın çerçevesini daraltmak amacıyla, madde ve madde ile formun bileşimi olan tözü bir yana bırakır (Met.1029a). Geriye formun açıklanması kalır. Platon'un sorunu burada Aristoteles'in de karşısına çıkar: Formlar, bağımsız olarak mı vardır yoksa ancak madde ile birlikte mi var olurlar? Aristoteles formu bilgisel anlamda ele alacaktır. Aristoteles'te form, duyusala içkindir, onun içinde bulunur ve ancak mantıksal bir işlemle ondan ayrılabilir.  HYPERLINK "https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4286976391510799355" \l "sdfootnote3sym" *Töz, ousia'nın anlamlarından yalnızca biriyken, felsefe tarihi boyunca ousia'nın töze indirgendiği görülür. Her adımda dikkatlice ayrımlar yapan Aristoteles'in bu duyarlığı gözden kaçırıldığında varlık ile bilgi arasındaki fark ortadan kalkar. Soruşturmanın gidişatı değişir. Oysa, ontolojik olarak ousia, madde, eidos ve ikisinden oluşan tekleri; epistemolojik açıdan da varolmayı ve bir şeyin ne olduğunu, neliğini belirtir (Kuçuradi 1997: 151).SonuçAristoteles varlık araştırmasında “nasıl biliyoruz? sorusundan yola çıkar. İnsanın bilme sürecini irdeler ve ortaya koyduğu bilgi anlayışına göre bilgeliğin konusu olacak bilgi alanını kendisinin ilk felsefe olarak adlandırdığı bilim olduğunu söyler. Aristoteles'in bilimlere ilişkin sınıflandırmasında ilk felsefenin yer almaması, bu ayrımda mantığın bulunmamasıyla benzer bir nedenden kaynaklanır. Mantık nasıl ki bütün bilimler için gerekli olan bir gereçtir, ilk felsefe de varlığın bütününe yöneldiği için varlığın özel bazı parçalarını inceleyen bilimlerle aynı kategoride değildir. Varlık olmak bakımından varlık ve ona ait olan nitelikleri inceleyen bilimdir (Met. 1005a 15).Aristoteles'te varlık ve onun ilke ile nedenleri söz konusu olduğunda bir çokluk alanına giriliği görülür. Aristoteles yaptığı ayrımlarla, oluşu ve varlığı açıklarken birden çok ilke ve neden ile birden fazla tür varlıktan yola çıkılması gerektiğini ortaya koyar. Sokrates öncesi dönemde başlayıp felsefe tarihinin geneline egemen olan birlik veya çeşitliliğin arkasındaki birlik düşüncesinin Aristoteles'te olmadığı söylenebilir. Aristoteles için birlik yalnızca bilme söz konusu olduğunda önemlidir. Şeylerden söz ederken, onları o şey yapanın ne olduğunun belirlenmesi, onlara ortak bir ad verilmesi gerekir. Ama varlık bakımından çokluk ön plandadır.KaynakçaARİSTOTELES, Fizik, çev. Saffet Babür, YKY, İstanbul, 2005ARİSTOTELES, İkinci Çözümlemeler, çev. Ali Houshiary, YKY, İstanbul 2005ARİSTOTELES, Kategoriler, çev. Saffet Babür, İmge Kitabevi, Ankara 2002ARİSTOTELES, Metafizik, çev. Ahmet Arslan, Sosyal Yayınlar, İstanbul 1996ARİSTOTELES, Nikhamakos'a Etik, çev. Saffet Babür, Ayraç Yay., Ankara 1998GÜZEL, Cemal, “Aristoteles'te Bilgi, Bilim, Bilgide Kesinlik” H.Ü. Edebiyat Fak. Dergisi cilt: 20 sayı:1, ss: 126-139, Ankara 2008GÜZEL, Cemal, “Antikçağ ile Ortaçağda Varlık Felsefesi” Kaygı sayı: 11, ss: 223-235, Bursa 2008KUÇURADİ, İoanna, Çağın Olayları Arasında, Ayraç Yay., Ankara 1997PLATON, Parmenides, çev. Saffet Babür, İmge Kitabevi, Ankara 2001PLATON, Sofist, çev. Ömer Naci Soykan, Diyaloglar 2 iç. Remzi Kitabevi İstanbul 1999ROSS, David, Aristoteles, çev. Ahmet Arslan vd, Kabalcı Yay., İstanbul 2002TOPDEMİR, Hüseyin Gazi, “Aristoteles'in Doğa-Fizik Felsefesi” Felsefe Dünyası sayı: 39, ss. 3-19, İstanbul 2004TÜRKYILMAZ, Çetin, “ “Varlık” Sorunu Açısından Aristoteles'in Metafiziği ve Heidegger” Yeditepe'de Felsefe sayı: 4 ss. 8-22, İstanbul 2006 HYPERLINK "https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4286976391510799355" \l "sdfootnote1anc" *Aristoteles'te ruh, bilmenin gerçekleştiği yeri ifade eder. (Güzel 2003: 128) HYPERLINK "https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4286976391510799355" \l "sdfootnote2anc" *Arkhe, 'ilke' olarak çevrildiği gibi 'başlangıç' olarak da çevrilmektedir. Metafizik'in David Ross tarafından yapılan İngilizce çevirisinde sözcük 'beginning' şeklinde geçmektedir. Ayrıca, Aristoteles bu kavramı kimi zaman 'neden' (aitia) ve 'öğe' (stotikheion) kavramlarının yerine kullanır. Bu durum bir karışıklık yaratır gibi görünse de, “Her neden bir ilkedir” (Met. 1013a 15) ve “Madem ki şeylerin içkin öğeleri değil, aynı zamanda dış bir faktör, yani hareket ettirici de nedendir, o halde ilke ile öğe arasında bir fark olduğu, her ikisinin de nedenler oldukları, ilkeleri iç ve dış nedenler olarak bölmek gerektiği ve hareket ettiren veya sükunet haline sokan varlık olarak dıştan bir varlığın bir ilke ve töz olduğu açıktır.” (Met. 1070b 20) önermeleri konuya açıklık getirir. HYPERLINK "https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=4286976391510799355" \l "sdfootnote3anc" *Metafizik, I. Kitap, 3. Bölüm, 3 numaralı dipnot.
0 kişi beğendi

Benzer Sorular



Hareket Dökümü

Online Üyeler

Bugün En Çok Okunanlar
Ayarlar
Bu bölüm hazırlanıyor..

Birşey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin