[ Odevi.Org ]

  • 
  • 
  • 


34
Okunma
16136
Cevap
3
Soru :

Hikayede isim tamlamalarının bulunmuş ve gösterilmiş hali

Hikayede geçen isim tamlamalarını bulmanın kolay yolu ipucu. Bir hikayede geçen isim tamlamalarını gösteriniz.
Bölüm: Edebiyat
Durum: Çözüldü
Tarih: 2 yıl önce
1 kişi takip ediyor

Cevap Ver

Verilmiş Cevaplar


En İyi Cevap
34



2 yıl önce # Cevap : Sabahın ilk ışığıyla uyanıp, en yakın arkadaşım ile birlikte sevdiğimiz oyunun fiyatını öğrenmek için çarşıya gittik. Elimize aldığımızda ilk oyunun kapağı dikkatimizi çekti. Sonra eve dönüp tatil boyunca bu oyunu oynadık. 

sabahın ilk ışığı = belirtili isim tamlamasi
en yakın arkadaşım = belirtisiz isim tamlaması
oyunun  fiyatı = belirtili isim tamlamasıı
oyunun kapağı= belirtisiz isim tamlaması 
1 kişi beğendi
7



2 yıl önce # Cevap : Bu Örnek 2 olsun:

Kış soğuk geçiyordu. Çocuğun paltosu  çok inceydi belli ki üşüyordu. Yol kenarında yürüken arabanın tekeri  üzerine su sıçratmıştı daha çok üşümeye başladı. Ben de elimdeki derginin sayfalarını karıştırarak resim sergisinden çıkıyordum. Hemen çocuğun yanına koştum üzerini peçete ile kuruladım. Evden yalnız çıkıp kaybolmuştu. Sonra ailesini arayıp evini bulduk. Çocuk çok mutlu olmuştu.

Altını çizdiklerim isim tamlamasıdır.

0 kişi beğendi
2



1 yıl önce # Cevap : Bir Kayışın Tesiri Öyküdeki İsim Tamlamaları Listesi:
Çerkes şivesi
Karadeniz yolu
gümüş savatlı kamçı
koca kalpaklı babayiğit
sınıf arkadaşım
Çerkes kayışı 
Gümüş savatlı toka
Ertesi sene
öz vatan
Adige propagandası 
Çerkes Mahmut
savatlı gümüş sarkıntı

Bir Kayışın Tesiri (Özeti)
Bir zabit arkadaşımla oturuyorduk. Yanımızdaki masada iri, palabıyıklı, kocaman kalpaklı bir babayiğit, çetin bir Çerkes şivesiyle karsısında sıralanmış irili ufaklı kalpaklılara birşeyler anlatıyordu. Daha Kafkasya'dan yeni gelmiş sanılacaktı.

- Demek yollar açıldı, dedim.
Arkadaşım,
- Hangi yollar? diye yüzüme baktı.
- Hangi yollar olacak, Karadeniz yolu.
- Nereden bildin?
- Baksana su hemşeriye... İşte mutlaka yeni gelmiş olacak.
- Hangi hemşeriye?

Sağımızdaki, yanağından kan damlayan iri Çerkesi gösterdim. Arkadaşım bir kahkaha attı. Azıcık daha katılacaktı.

- Çerkes taklidi yapar!
- Güldürmek için mi?
- Hayır.
- Ya niçin?
- Kendini Çerkes zannettirmek için.
...

Tekrar koca kalpaklı babayiğide baktım. Hiç Türkçe bilmez bir Çerkes fesahatiyle başını ağır ağır sallayarak elindeki gümüş savatlı kamçıyı çizmelerinin uzun konçlarına vurarak, takır tukur konuşuyordu. Sandalyeye ata biner gibi binmişti.

- Şaka etme, dedim, bu halis muhlis Çerkes...
- Arkadaşım yemin etti:
- Vallahi değil...
- Ne biliyorsun?
- Nasıl bilmem, benim sınıf arkadaşım.
- Ne gülüyorsun?, dedim.
- Ayol o Çerkes değildir! dedi.
- Ey, lisanına ne diyeceksin?
- Zabit mi?
- Evet, fakat cuma günleri böyle Çerkes gibi giyinir.

Merak ettim:
- Çerkes değil diyorsun, Gürcü mü?
- Hayır.
- Çeçen mi?
- Hayır.
- Lezgi mi?
- Hayır.
- Ya ne?
- Türkoglu Türk!
- Nereli?
- İstanbullu... Anası Germiyanzadelerden. Babası... Mirliva olduğu halde daha dilini düzeltememiş bir Kastamonulu idi...

O halde bu Türk, niçin herkese kendini Çerkes zannettirmek istiyor? diye sordum. Arkadaşım tekrar bir kahkaha attı.

- Bak sana anlatayım niçin, dedi. Bu sahte Çerkesin adi Mahmut Beydir. İdadi ikinci sınıfa kadar hiçbir milliyet iddiası yoktu. O sene ramazan tatilinde bir arkadaşı kendisine Karamürsel'den gayet zarif bir Çerkes kayışı getirdi. Bu kayışı hepimiz gördük. Hakikaten nefisti. Gümüş savatlı tokaları ağır, kayışı siyaha yakın koyu lacivertti. Gümüşten üç büyük sarkıntısı vardı. Mahmut bey bu kayışı beline takti. O günden itibaren Türklerle konuşmamağa, hep Çerkeslerle düşüp kalkmağa başladı. Ertesi sene hiç tanıdığı olmadığı halde tezkere getirerek Karamürsel'e sılaya gitti. Harbiyeye geçtiğimiz zaman Mahmut Bey, Türk şivesini kaybetti. Büyük fedakârlıklar yaparak piyadeden süvariliğe becayiş etti. Zabit çıktığımız zaman Türkçe’yi unutmuştu. Ama, Çerkesceyi de öğrenemedi. Öğrendiği mükemmel bir Çerkes şivesiydi. Adini alay için "Çerkes Mahmut" takmıştık. O buna kızmaz, hatta iftihar ederdi. Zabitken meşhur bir Çerkes paşaya intisap etti. Onunla İstanbul'a sürüldü. Kafkasya'ya kaçtı. Milleti ile hiç münasebeti olmayan yerleri öz vataniymiş gibi gezdi, dolaştı. Bir Çerkes kızıyla evlendi. Hürriyetten sonra İstanbul'a geldi. Artık isi gücü Çerkeşlik için çalışmak oldu. Her yerde su işittiğin garip şive ile "Adige" propagandası yapmağa başladı. Kastamonulu pasa babasından kalan serveti Çerkes Tarihi'ni yazacak muharrire adadı.

Kafkasya'dan yeni gelmiş sandığım sahte Çerkes Türke tekrar baktım.

- Acaba akrabaları içinde Çerkes filan yok mu?

Arkadaşım,

- Yok be yahu! diye elini tas masaya vurdu, halis muhlis Türk diyorum! Hâlâ bir kelime Çerkesce bilmez. Sınıf arkadaşımın Karamürsel'den getirdiği Çerkes kayısında sanki bir tılsım vardı. O andan itibaren Çerkeslik sevdasına düştü.

Arkadaşım yarim saat kadar Çerkes Mahmut beyin gülünç menkıbelerini anlattı. Hali tavrı son derece babayiğitvari olan bu kahraman, meğer ömründe hiçbir muharebeye girmemiş. Son derece korkakmış. Daima tanıdıklarının iltimasıyla seferberlik zamanını geri hizmetlerde geçirmiş.

Biz konuşurken Çerkes Mahmut bey gülerek, yanındakilere Çerkesce sakalar ederek kalktı. Büfenin önünde durdu. Para veriyordu. Çantasını pantolonunun cebinden çıkarırken gördüm. Belindeki yirmi sene evvel Karamürsel'den hediye gelen kayışın savatlı gümüş sarkıntıları pırıl pırıl parlıyordu. Türklerin hariçten kendi içlerine gönüllü bir tek "Millettas" celbedecek böyle ehemmiyetsiz kayışçıkları bile olmadığını düşündüm.
0 kişi beğendi

Benzer Sorular

Çözüldü isimler nelerdir


Hareket Dökümü

Online Üyeler

Ayarlar
Bu bölüm hazırlanıyor..

Birşey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin